Bir Hakan Günday Romanı Gibi: Kirli, Sert ve Gerçek

Bir Hakan Günday Romanı Gibi: Kirli, Sert ve Gerçek

Bu makaleye girerseniz ya aydınlanacaksınız ya da biraz daha çökeceksiniz.

HOŞ GELDİNİZ, KARANLIĞA!

Bir Hakan Günday yazısı, baştan uyarayım: Eğer ruhunuz incelikli, narin ve steril cümleler istiyorsa, yanlış kapıdasınız. Çünkü burası pis, burası sert, burası gerçekle delilik arasındaki sınır çizgisi. Burada sigara izmaritleri arasında kaybolmuş hayaller var, burada ölümle yaşam arasındaki farkı öğrenememiş çocuklar var, burada umutsuzluk bir din ve şiddet onun ayini.

Hakan Günday: Türk Edebiyatının Karşı Konulamaz Zehri

Bazı yazarlar sizi alır, tatlı tatlı anlatır. Üçüncü sayfa haberlerine dönüşen trajedileri yumuşatır, acıyı sevimli bir hikâyeye dönüştürür. Hakan Günday onlardan biri değildir. O, sizi öyle bir sarsar ki, hayatınızı sorgularken bulursunuz kendinizi. Bir Günday romanı okuduktan sonra, sabah aynaya baktığınızda bile gözlerinizde fazladan birkaç çizgi görebilirsiniz. Çünkü Günday’ın dünyasında gerçeklik, bir çocuğun odasında unutulmuş bir oyuncak değil, elinizi soktuğunuzda sizi kanatan jilet gibi keskindir.

Dışlanmışlar, Suçlular, Kaybedenler Kulübü

Günday’ın kahramanları, toplumun arka sokaklarında unutulmuş figürlerdir. Onlar, kaybedenler kulübünün onursal üyeleridir. Onlara şefkat gösteren olmaz, başlarını okşayan kimse çıkmaz. Ama işin ironisi şu ki, Günday bu karakterleri öyle derinlemesine işler ki, siz de onlardan biri olmaktan kaçamazsınız.

İlk romanı Kinyas ve Kayra, belki de Türk edebiyatının en başıboş, en saldırgan, en yıkıcı karakterlerine ev sahipliği yapar. Kinyas ve Kayra, modern dünyanın sokaklarında dolaşan iki hayal kırıklığıdır. Şiddetle sarhoş, kanla ayılmış, ruhsuz ve umutsuz iki adam. Onların hikâyesi bir yolculuk değil, bir düşüş. Ama insan bazen düşerken de özgür olabilir, değil mi?

Daha: Çocukluk, Masumiyet ve Kirli Eller

Eğer Günday sizi ilk romanında tokat gibi vurduysa, Daha sizi kafanızdan yere çalacaktır. Çünkü bu roman, sadece bir çocuğun değil, insanlığın kayboluş hikâyesidir. Ana karakter, Gazâ, çocuk yaşta bir insan kaçakçısıdır. Büyümeden çürümüş, sevilmeden nefret etmeyi öğrenmiş bir karakter. Günday’ın bu romanı, şiddetin ve kötülüğün doğuştan mı yoksa öğrenilmiş mi olduğunu sorgular. Ve işin kötü yanı, cevabı kimse bilmez.

Günday’ın Dili: Şiir Gibi Şiddet, Kurşun Gibi Gerçeklik

Hakan Günday’ı sıradan bir yazar yapmayan şey, sadece işlediği temalar değildir. Onun kelimeleri, cümlelere dönüşmeden önce sokaklarda dövülmüş, kaldırımlarda sürüklenmiş, en sonunda bir sigara dumanıyla havaya karışmıştır. O, cümlelerini bir bıçak gibi kullanır. Okurken kanarsınız, ama okumayı bırakamazsınız. Çünkü her paragraf, bir yumruk gibi iner ruhunuza.

Günday’ın dilini tanımlamak gerekirse, sert ama şiirsel, karanlık ama aydınlatıcı, acımasız ama büyüleyici denebilir. O, okuruna acı çektirmekten çekinmez. Hatta bazı kitaplarında, sırf size acı çektirmek için var olan karakterler vardır. Bu, onun tarzıdır. Gerçek dünya acımasızdır ve edebiyat da bundan kaçamaz.

Sonuç: Bir Hakan Günday Romanı Okuduktan Sonra…

Hakan Günday okumak, kolay bir deneyim değildir. Bir kitap bittiğinde kendinizi huzurlu hissetmezsiniz. Aksine, içinizde bir boşluk açılmış gibi olur. Çünkü Günday, size mutlu son vaat etmez. Onun dünyasında, mutlu sonlar sadece iyi oynanmış yalanlardır. Ama gerçek istiyorsanız, işte o zaman doğru yerdesiniz.

Son bir uyarı: Eğer bir Hakan Günday romanını kapattıktan sonra hâlâ aynı insansanız, muhtemelen kitabı yanlış okudunuz.

  • 1
    alk_l_yorum
    Alkışlıyorum
  • 0
    sevdim
    Sevdim
  • 0
    s_per
    Süper
  • 0
    kusucam
    Kusucam
  • 0
    be_endim
    Beğendim
  • 0
    be_enmedim
    Beğenmedim

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir