Herkese merhaba. Öncelikle belirtmeden edemeyeceğim bu liste tamamen subjektiftir ve genelleme barındırmaktadır. Bugün sizlere hak ettiği değeri görememiş(underrated) 5 adet oyunu listeleyeceğiz. Sıralama iyiden kötüye veya kötüden iyiye göre sıralanmamıştır. Sıralama tamamen rastgele yapılmıştır. 5. sıradaki oyun ile 1. oyun arasında bir kıyaslama yapılmamıştır. Hadi başlayalım, iyi okumalar!
İyi 10 Listesi
1) X-MEN ORIGINS: WOLVERINE
X-Men Origins: Wolverine oyunu, 2009’da aynı adlı filmle birlikte piyasaya sürüldü. Bana göre yapılmış en iyi film oyunuydu ama maalesef çabuk unutuldu. Oyun alışılmışın dışında, film uyarlaması oyunların çoğunun aksine şaşırtıcı derecede kaliteli bir yapımdı. Yine de büyük bir kitleye ulaşamadı ve zamanla underrated bir oyun olarak anılmaya başlandı.
Bunun en büyük sebeplerinden biri oyunun filmle aynı adı taşımasıydı. Film, beklentilerin altında kalan senaryosu ve hatalı karakter işleyişiyle eleştirilirken, oyun bundan olumsuz etkilendi. Oyuncular ve eleştirmenler, filmin kötü şöhreti nedeniyle oyuna mesafeli yaklaştı. Ancak oyunun kendisi, filmin başarısızlığını unutturacak düzeydeydi.
Dövüş mekaniği, Wolverine’in vahşi doğasını en iyi yansıtan sistemlerden biriydi. O güne kadar çıkan Wolverine oyunları, karakterin yıkıcı gücünü tam anlamıyla yansıtamazken, X-Men Origins: Wolverine tam anlamıyla bir hack ve slash şöleniydi. Düşmanları parçalara ayırmak, pençelerle derin kesikler atmak ve çevresel unsurları kullanarak düşmanları yok etmek inanılmaz derecede tatmin ediciydi. Oyundaki kan seviyesi ve vahşet dozu, çizgi romanlardaki Wolverine karakterine oldukça sadıktı ve bu yönüyle Logan’ın gerçek gücünü hissettiren belki de ilk oyun oldu.
Oynanış mekanikleri sadece vahşet ve kan üzerine kurulu değildi. Wolverine’in iyileşme faktörü görsel olarak da çok iyi işlenmişti. Hasar aldıkça vücudunun yırtılması, kasların ve derinin açığa çıkması gibi detaylar gerçek zamanlı olarak işleniyordu ve karakterin zamanla iyileştiğini gözlemlemek mümkündü. Ayrıca, Batman: Arkham serisini andıran akıcı dövüş mekanikleri ve çeşitli özel yetenekler, oyunu sıradan bir beat ’em up olmaktan çıkarıyordu. Kendine özgün mekanikleri vardı.
Ne yazık ki, oyun başarılı mekaniklerine rağmen bazı sebeplerle hak ettiği ilgiyi göremedi. Filmle aynı adı taşıması ve onun gölgesinde kalması, pazarlamasının yetersiz olması ve “lisanslı oyun” algısının getirdiği ön yargılar, geniş kitlelere ulaşmasını zorlaştırdı. Yine de, hack & slash türünü sevenler ve gerçek bir Wolverine deneyimi yaşamak isteyenler için keşfedilmeyi bekleyen bir hazine olmaya devam ediyor.
2) Nier: Automata
NieR: Automata başlangıçta underrated kalmasının birçok nedeni vardı. İlk olarak, felsefi temaları ve derin hikâyesi sebebiyle bazı oyuncular için kafa karıştırıcıydı. Oyun, aksiyon RPG’si gibi görünse de varoluşsal sorulara ve yapay zeka temalarına odaklanıyordu, bu da bazı kitlelerin ilgisini ilk çıktığı zamanlar çekemedi. Ayrıca, Japon yapımı bir oyun olarak geniş bir pazarlama kampanyası eksikti ve bu da daha dar bir kitleye hitap etmesine neden oldu. İlk NieR oyununun sınırlı popülaritesi de Automata‘nın daha büyük bir kitleye ulaşmasını zorlaştırdı. Bu sebepler, oyun çıktığında hak ettiği ilgiyi görmemesine yol açtı.
3) Hellblade: Senua’s Sacrifice
Hellblade: Senua’s Sacrifice, 2017 senesinde Ninja Theory tarafından geliştirilen ve zihinsel sağlıkla ilgili derin temalar işleyen bir aksiyon-macera oyunudur. Ancak, bağımsız bir yapım olarak sınırlı bir pazarlama ile çıktı ve bu yüzden başlangıçta hak ettiği ilgiyi göremedi. Çünkü oyun istenen kitleye ulaştırılamadı. Oyun, Senua adında bir kadının zihinsel sağlık sorunlarıyla mücadelesini, özellikle şizofreniyi ve travma sonrası stres bozukluğunu oldukça gerçekçi bir şekilde ele alıyor. Bu tür hassas bir konuyu işlemek, bazı oyuncular için rahatsız edici olabilir ve oyun başlangıçta bu nedenle bazı olumsuz eleştiriler aldı.
Bunun yanı sıra, Hellblade‘ın görsel tasarımı ve ses tasarımı da dikkat çekiciydi. Senua’nın zihnindeki sesler, oyunculara gerçek bir psikolojik deneyim sunmak için 3D ses teknolojisiyle oldukça iyi bir şekilde işlenmişti. Oyun, mükemmel bir atmosfer sunmasına rağmen, büyük bir bütçeye sahip AAA yapımlarının yanında kendine geniş bir pazar bulmakta oldukça zorlandı.
Ancak zamanla, Hellblade‘ın yarattığı deneyim ve bu deneyimin oyuncular üzerindeki etkisi geniş kitleler tarafından fark edildi. Zihinsel sağlık konusundaki samimi yaklaşımı, oyun dünyasında önemli bir boşluğu doldurdu ve oyun, eleştirmenlerden ve oyunculardan büyük takdir topladı. Bu yönleriyle Hellblade, teknik mükemmeliyetin ötesine geçerek, oyunları bir sanat formu olarak daha derin bir anlamla tanımlamayı başardı. Son zamanlarda oynadığım en iyi oyunlar arasına kesinlikle girer, umarım hak ettiği değeri bir gün görecektir.
4) Disco Elysium
Geldik Disco Elysium (2019)’a. Disco Elysium sıradışı bir RPG olarak oldukça övgü aldı ancak çıkışının ardından tam anlamıyla geniş bir kitleye ulaşmakta zorlandı ve underrated bir oyun olarak kaldı. Listedeki diğer oyunlara nazaran adını biraz olsun duyurabilmiş bir oyundur. Fakat adını duyurabilmiş olması underrated olmadığı anlamına gelmez. Bu oyun, sanılanın aksine tipik bir RPG’den çok daha fazlasını sunuyor. Oyun, karmaşık bir hikâye anlatımı, derin karakter gelişimi ve özgün bir oynanış yapısıyla dikkat çekiyor. Bir dedektifin zihinsel sağlık sorunlarıyla yüzleşirken bir cinayet vakasını çözmeye çalıştığı bu yapım, geleneksel dövüş ve aksiyon öğeleri yerine, çok daha fazla metin tabanlı etkileşim ve diyalog odaklı bir oyun deneyimi sunuyor.
Disco Elysium‘da karakterinizin kişisel özellikleri ve kararlarınız, hikâyenin yönünü önemli ölçüde etkiliyor. Zeka, empati, cesaret gibi özelliklerle dolu bir karakter geliştirmek, oyuncuya geniş bir özgürlük alanı tanıyor. Oyun, bir dedektifin zihin dünyasını, rüyalarını ve karmaşık içsel çatışmalarını derinlemesine işlerken, geleneksel RPG unsurlarından saparak kendine özgü bir deneyim yaratıyor.
Ancak bu benzersiz yaklaşım, özellikle aksiyon sever oyuncular için çekici olmadı ve bu da oyunun geniş kitlelere ulaşmasını engelledi. Birçok oyuncu, alışılmışın dışında olan bu RPG’nin “çok fazla konuşma” ve “çok az aksiyon” içerdiğini düşündü. Bunun yanı sıra, görsel tasarımı ve sanatsal anlatım tarzı da geleneksel oyun sevenler için alışılmadık gelmiş olabilir.
Bununla birlikte, Disco Elysium eleştirmenlerden büyük takdir aldı ve birçok ödül kazandı. Zamanla daha geniş bir takipçi kitlesi kazandı, ancak hâlâ popülerliğini hak eden bir oyun olarak birçok kişi tarafından keşfedilmemiş durumda. RPG seviyorsanız kesinlikle bir şans verin derim.
5) Hyper Light Drifter
Hyper Light Drifter, bağımsız bir aksiyon RPG oyunudur ve görsel tasarımı ile dikkat çeker. Oyun, retro tarzda, aksiyon dolu dövüşler, gizemli dünyalar ve keşif unsurları sunuyor. Fakat, hikâyesini çok az metinle anlatan ve oyuncuya daha fazla keşif ve yorum yapma alanı bırakan bir yapısı var. Bu, bazı oyuncular için zorlayıcı olabilir, çünkü oyun, daha geleneksel hikâye anlatımı yerine çevresel anlatımı tercih ediyor.
Hyper Light Drifter‘ın underrated olmasının nedenlerinden biri, özellikle daha geniş ve hikâye odaklı oyunlar arasında kaybolmasıdır. Ayrıca, oynanışın zorluğu ve anlaşılması zor dünyası da oyuncuları zorlamış olabilir. Yine de, görsel olarak etkileyici bir oyun ve barındırdığı benzersiz atmosferiyle, aksiyon ve keşif odaklı deneyim sevenler için oldukça takdir edilesi bir yapım. Eğer bağımsız oyunların sunduğu derinliği ve görsel tarzı seviyorsanız, Hyper Light Drifter kesinlikle göz atılmaya değer.
















