Zeki Demirkubuz mu, Nuri Bilge Ceylan mı daha iyi?

Zeki Demirkubuz mu, Nuri Bilge Ceylan mı daha iyi?

Zeki Demirkubuz mu, Nuri Bilge Ceylan mı daha iyi? Bu yazımızda bunu konuştuk

Zeki Demirkubuz mu, Nuri Bilge Ceylan mı?

Türk sinemasının iki dev ismi arasındaki bu kıyaslama, sinema severler arasında yıllardır süregelen bir tartışma konusu. Kimileri için Nuri Bilge Ceylan’ın uzun planları, derin diyalogları ve sinematografik ustalığı bir başyapıt olurken; kimileri içinse Zeki Demirkubuz’un karanlık, yalın ve sert anlatımı çok daha etkileyici. Ben de bu ikili arasında bir seçim yapmam gerekirse, hiç düşünmeden Zeki Demirkubuz’u tercih ederim.

Bunun birkaç sebebi var. Öncelikle, Zeki Demirkubuz’un filmleri bana daha gerçekçi geliyorlar. Onun karakterleri, toplumun içinde kaybolmuş, kendi iç hesaplaşmalarını yaşayan, derin psikolojik açmazlara sürüklenmiş insanlar. Evet kabul ediyorum her filmde bir karamsarlık ve hayattan bezmişlik var. Ama yinede bence hayatın karanlık tarafını ele alıyor olması beni bazen gerçek olana daha da yakınlaştırıyor gibi hissediyorum. Özellikle “Bulantı” filmi benim için en özel yapımlardan biri. Kendi içine kapanmış, bunalım içinde savrulan bir adamın hikâyesini anlatırken hiçbir sahne gereksiz yere uzatılmamış, her şey olması gerektiği kadar verilmiş. Bu adamın hayatını anlatırken nasıl çiçek, böcek kullanabilirsin ki? Elbette melankolik olacak. Demirkubuz, sinemasında ham duygulara yer veriyor; yapaylık, kurguya hizmet eden gereksiz süslemeler yok. Hayatın çıplak gerçeğini gözler önüne seriyor.

Nuri Bilge Ceylan ise sinematografik olarak kusursuza yakın işler çıkarsa da, filmleri bana zaman zaman fazla sanatsal ve sıkıcı geliyor. Bir çoğunuz bu konuda bana katılmayacaktır eminim ama beni bir filmde en çok etkileyen şey muazzam manzaralardan çok hikayesi ve konusudur. Ama yinede Nuri Bilge Ceylan’dan Kış Uykusu’nu çok beğendiğimi söylemeliyim; karakter derinliği, diyalogların gücü ve atmosfer yaratmadaki başarısıyla beni etkileyen bir yapımdır. Ama diğer filmlerinde bazen diyalogların gereğinden fazla uzun tutulduğunu, bazı sahnelerin fazlasıyla estetik kaygıyla oluşturulduğunu düşünüyorum. Bir sahneyi dakikalarca izlemek, bir karakterin ufka bakışlarını uzun uzun görmek, elbette sinemanın bir anlatım dili olabilir ama bu her zaman seyirciye geçmiyor. Özellikle benim gibi daha karanlık, sert hikâyeleri seven biri için Demirkubuz’un anlatımı daha çarpıcı.

Karşılaştırmaya biraz daha detaylı bakalım. Zeki Demirkubuz’un karakterleri daha sıradan ama bir o kadar da derin. Masumiyet, İtiraf, Kader gibi filmlerinde insanların en temel güdülerini, çaresizliklerini, pişmanlıklarını öyle bir anlatıyor ki, izlerken karakterlerle empati kurmamak elde değil. Ceylan’ın karakterleri ise genellikle daha entelektüel, daha konuşkan ve filozofik. Kış Uykusu’ndaki Aydın karakteri mesela, kendi iç hesaplaşmalarını yaparken sürekli bir diyalog içinde. Oysa Demirkubuz’un karakterleri iç dünyalarına gömülmüş, sessizlikleriyle ve çaresizlikleriyle daha vurucu hale geliyor.

Görsellik açısından bakarsak, evet kabul ediyorum Nuri Bilge Ceylan sinematografik anlamda Zeki’den daha üstün. Her sahnesi bir fotoğraf karesi gibi. Doğa, ışık kullanımı, renkler mükemmel şekilde işleniyor. Zeki Demirkubuz ise görselliği ikinci planda tutuyor, çünkü onun için önemli olan hikâye ve karakterler. Onun filmlerinde kamera hareketleri minimaldir, uzun ve sanat kaygılı planlar yerine, oyuncuların yüz ifadeleri ve duygular ön plandadır. Demirkubuz’un tercih ettiği bu yalın anlatım tarzı, bana çok daha samimi geliyor. Sanki ben de filmin içindeymişim, olanlara ben de tanık oluyormuşum gibi hissediyorum.

Filmlerinin verdiği duygulara gelecek olursak, Nuri Bilge Ceylan’ın filmleri izledikten sonra düşündürür, ama Zeki Demirkubuz’un filmleri insanın içine çöker. İnsanı rahatsız eder, kendini sorgulatır. Çünkü onun dünyası çok tanıdıktır. Bizden, yaşadığımız sokaklardan, ailemizden, komşularımızdan, arkadaşlarımızdan parçalar taşır. Ceylan daha evrensel konulara yönelirken, Demirkubuz’un hikâyeleri daha yereldir ama aynı zamanda daha güçlüdür.

Sonuç olarak, sinema dediğimiz şey tamamen öznel bir deneyim. Kimileri Nuri Bilge Ceylan’ın sanatsal ve entelektüel anlatımını tercih eder, kimileri ise benim gibi Demirkubuz’un kasvetli, sade ama çarpıcı hikâyelerine daha yakın hisseder. Benim için sinema, en derindeki duygulara dokunabilmeli, beni rahatsız edebilmeli. Zeki Demirkubuz’un filmleri tam olarak bunu yapıyor. Nuri Bilge Ceylan’a elbette büyük saygım var ama eğer karşımda bu iki yönetmenden birinin yeni filmi varsa ve sadece birini izleme hakkım varsa, hiç düşünmeden Zeki Demirkubuz’u seçerim.

  • 4
    alk_l_yorum
    Alkışlıyorum
  • 0
    sevdim
    Sevdim
  • 0
    s_per
    Süper
  • 0
    kusucam
    Kusucam
  • 0
    be_endim
    Beğendim
  • 0
    be_enmedim
    Beğenmedim

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir